Bir tanı almak birçok şeyi değiştirir. Yalnızca tıbbi açıdan değil, daha zor tarif edilen başka yönlerden de. Bedene duyulan güven sarsılabilir, planlar ve kişinin kendine bakışı değişebilir, gelecek eskisinden farklı görünmeye başlayabilir. Belirsizlikle yaşamak da başlı başına yorucu olabilir.
Bunlar zayıflık ya da aşırı tepki değildir. Ciddi bir fiziksel hastalıkla karşılaşmanın anlaşılır psikolojik sonuçlarıdır ve araştırmalar bunların sağlık açısından da önemli olabileceğini gösteriyor.
Bir tanıdan sonra psikolojik olarak neler olabilir?
Tanının psikolojik etkisi tedavi başlamadan önce bile ortaya çıkabilir. Araştırmalarda “etiketleme etkisi” olarak adlandırılan olgu, altta yatan hastalıkta herhangi bir değişiklik olmasa bile tanı almanın kişinin kendi sağlığını, yapabileceklerini ve geleceğini nasıl gördüğünü etkileyebildiğini gösteriyor.
Hipertansiyon çalışmalarında, tanısından haberdar olan kişilerin yaşam kalitesinin daha düşük olduğunu, daha fazla hastalık izni kullandığını ve davranışlarının değiştiğini gösteren bulgular var. Bunun nedeni tansiyonlarının bir anda kötüleşmesi değil, artık kendilerini hasta olarak görmeye başlamaları olabilir.
Kaygı ve depresyon, kronik bir fiziksel hastalık tanısından sonra sık görülen sorunlar arasındadır. Kronik hastalıkla yaşayan kişilerde klinik düzeyde depresyon ve kaygı genel topluma göre daha sık görülür.
Bu yalnızca kişinin kendini kötü hissetmesi açısından önemli değildir. Psikolojik durum bedensel süreçlerden bağımsız değildir.
Örneğin kalp hastalığı sonrasında görülen depresyon daha olumsuz kardiyovasküler sonuçlarla ilişkilidir. Davranışsal etkenler bunun bir parçasıdır, ancak depresyon aynı zamanda inflamasyon, kalp hızı değişkenliği ve stres sistemleriyle de ilişkilidir.
Benzer şekilde kaygı yalnızca bir duygu durumu değildir. Diyabetle yaşayan kişilerde kaygı, kan şekeri kontrolüyle ilişkili olabilir. Kardiyovasküler hastalıklarda ise kaygı, tansiyon ve otonom sinir sistemi işlevleriyle bağlantılıdır.
Bu nedenle tanıya verilen psikolojik tepki sağlık tablosunun önemli bir parçasıdır. Önce fiziksel sorunların çözülmesini bekleyip psikolojik tarafı daha sonra ele almak, ruh ve beden arasındaki ilişkiyi olduğundan daha ayrı görmemize neden olabilir.
Psikolojik yük azaldığında bedende ne değişebilir?
Psikolojik müdahaleler yalnızca kişinin kendini daha iyi hissetmesini hedeflemez. Bazı çalışmalar psikolojik stresin azalmasının inflamasyon, otonom sinir sistemi düzenlenmesi, uyku, fiziksel aktivite ve metabolik kontrol gibi bedensel süreçlerle de ilişkili olabileceğini gösteriyor.
Örneğin kalp hızı değişkenliği, otonom sinir sisteminin değişen koşullara ne kadar esnek yanıt verdiği hakkında bilgi veren bir ölçüttür. Psikolojik stres bu sistemi etkileyebilir ve kaygı ile depresyonun tedavisi otonom düzenlenme üzerinde olumlu etkiler gösterebilir.
Diyabette psikolojik sıkıntının azaltılması, özellikle depresyon ve diyabetle ilişkili stres ele alındığında, HbA1c gibi uzun dönem kan şekeri göstergelerinde iyileşmeyle ilişkili olabilir.
Uyku da benzer biçimde çift yönlüdür. Kaygı ve depresyon uykuyu bozabilir; kötü uyku ise stres sistemlerini, bağışıklık işlevini ve günlük enerji düzeyini etkileyebilir.
Depresyon ve kaygı fiziksel aktiviteden geri çekilmeye de yol açabilir. Oysa hareket birçok kronik hastalıkta önemlidir. Bu nedenle psikolojik destek bazen fiziksel olarak daha aktif bir yaşama yeniden dönebilmeyi de kolaylaştırır.
Pratik olarak bu ne anlama geliyor?
Fiziksel bir hastalıkla yaşıyorsanız, ruh halinizdeki düşüşü, kaygıyı ya da duygusal tükenmişliği doktorunuzla paylaşmak tıbbi konudan uzaklaşmak değildir. Bunlar sağlığınızın önemli bir parçasıdır.
Kronik hastalık bağlamında psikolojik destek, hastalığın psikolojik yönünü fiziksel sağlıktan ayrı ele almak yerine ikisi arasındaki etkileşime odaklanabilir.
Düzenli fiziksel aktivite, yeterli uyku ve sosyal destek hem psikolojik hem de fizyolojik sistemleri etkiler. Bu nedenle kronik hastalıkla yaşamda psikolojik ve fiziksel sağlığı birlikte ele almak çoğu zaman daha anlamlıdır.
Bir tanı yalnızca bedeni etkilemez. Hastalıkla yaşayan, ona uyum sağlamaya çalışan ve iyileşme sürecinden geçen kişi bir bütündür.
- Pickering T.G. et al. (2003). Masked hypertension and the labelling effect. Journal of Clinical Hypertension.
- Frasure-Smith N. & Lespérance F. (1993). Depression following myocardial infarction. JAMA.
- Atasoy S. et al. (2021). Generalised anxiety disorder symptoms and type 2 diabetes onset. Journal of Psychosomatic Research.
- Steptoe A. & Kivimäki M. (2012). Stress and cardiovascular disease. Nature Reviews Cardiology.
- Segerstrom S.C. & Miller G.E. (2004). Psychological stress and the human immune system. Psychological Bulletin.
- Linden W. et al. (2007). Psychological treatment of cardiac patients. European Heart Journal.